Hânenin İmtihanı

Ey hâne-i hayatın yolcuları olan zevc ve zevce, valideyn ve evlâtlar!

Biliniz ki, insanın en yakın dairesi ve en daimî imtihan meydanı kendi hânesidir. İnsan hariçte çok kimselere karşı güzel ahlâk gösterebilir; fakat hakikî sabrı, fedakârlığı, affı, merhameti ve ihlâsı en ziyade kendi evinde imtihan olunur.

Çünkü hariçte insanın kusurları örtülü, hizmetleri görünürdür. Hânede ise hizmetleri bazen görünmez, kusurları ise pek çabuk görünür.

İşte bunun içindir ki aile hayatının saadeti yalnız muhabbete değil; muhabbetin ihlâsla muhafazasına bağlıdır. Ve ihlâsın hânedeki en mühim mânâsı şudur:

Birbirimizi nefsimize hizmet ettirmek için değil, birbirimizin kemâline hizmet etmek için sevmektir.

Amelde Rıza-yı İlâhî

Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı; aile ferdinin takdiri, itaati ve mukabelesi asıl maksat yapılmamalıdır.

Ey aile içinde çok hizmet eden insan! Sen dersin:

"Ben onlar için bu kadar çalışıyorum, fakat kıymetimi bilmiyorlar."
"Ben fedakârlık ediyorum, fakat karşılığını görmüyorum."
"Ben çocuklarım için ömrümü veriyorum, fakat sözümü dinlemiyorlar."

Bil ki, yapılan iyiliğin içine mukabele beklentisi girdikçe, o iyiliğin yükü ağırlaşır. Çünkü sen bir iyilik yaparsın; fakat kalben onun ücretini aile ferdinden beklersen, farkında olmadan onu borçlandırırsın.

Sonra o borcun ödenmediğini gördüğünde muhabbetin kırgınlığa, hizmetin minnete, fedakârlığın şikâyete inkılâp eder. Öyle ise mümkün olduğu kadar:

  • İyiliği iyilik olduğu için yap.
  • Çocuğuna yaptığın hizmeti ileride ondan itaat satın almak için kullanma.
  • Zevcine ettiğin fedakârlığı bir münakaşa gününde onun başına kakma.

Ve bil ki, ihlâsla yapılan küçük bir hizmet, minnetle yapılan büyük bir fedakârlıktan daha ziyade aile ruhuna saadet verir.

Rakip Değil, Mütemmim

Bu hânede birbirinizin rakibi değil, birbirinizin mütemmimi olduğunuzu biliniz.

Ey kardeşler! Ey zevc ve zevce! Ey evlâtları arasında mukayese yapan valideyn!

Biliniz ki bir hânenin fertleri birbirlerinin meziyetlerini küçültmekle büyümezler.

  • Bir evlâdın muvaffakiyeti diğer evlâdın noksanlığı değildir.
  • Zevcenin bir meziyeti zevcin küçüklüğü değildir.
  • Zevcin bir muvaffakiyeti zevcenin mağlubiyeti değildir.

Belki birinizin kuvveti, hüsn-ü niyet ile bakılırsa hepinizin kuvvetidir. Nasıl ki bir el gözün görmesine haset etmez ve göz, ayağın yürümesine rekabet etmez. Çünkü bilirler ki hepsi bir vücudun azalarıdır.

Öyle de aile fertleri: "Niçin onda var da bende yok?" demek yerine, "Elhamdülillah, bizim hanemizde böyle bir meziyet var." diyebilmelidir. İşte aile ihlâsının yüksek bir mertebesi budur.

Kardeşinin Meziyeti, Senin Meziyetin

Kardeşinizin ve aile ferdinizin meziyetini kendi meziyetiniz gibi telâkki ediniz.

Ey nefis!

Sen bazen en yakınındakinin faziletini kabul etmekte zorlanırsın. Çünkü uzaktaki insanın meziyeti senin enaniyetine dokunmaz; fakat her gün beraber yaşadığın insanın meziyeti sana kendi noksanını hatırlatabilir. İşte burada ihlâs imtihanı başlar.

  • Zevcin senden daha sabırlı ise bundan memnun ol.
  • Çocuğun senden daha bilgili olduğu bir meselede ondan öğrenmekten çekinme.
  • Bir kardeş diğerinden daha muvaffak ise onu küçülterek değil, onunla iftihar ederek kendi nefsini terbiye et.

Çünkü aile bir şirket-i mâneviye hükmüne geçebilirse, bir ferdin kazandığı güzel ahlâk diğerlerinin de hayatına sirayet eder.

  • Birinin sabrı ötekinin öfkesini söndürür.
  • Birinin neşesi diğerinin hüznünü hafifletir.
  • Birinin ilmi diğerinin cehlini azaltır.
  • Birinin cesareti diğerine kuvvet verir.

Öyle ise: birbirinizin meziyetleriyle iftihar ediniz; kusurlarıyla değil.

Tenkit: Tahrip İçin Değil, Tamir İçin

Tenkit damarını mümkün olduğu kadar tahrip için değil, tamir için kullanınız.

Ey aile efradı!

Biliniz ki insan en ziyade sevdiği kimselerin kusurlarını görür. Çünkü onları en yakından müşahede eder. Fakat her görülen kusurun söylenmesi hikmet olmadığı gibi, her söylenen doğrunun her vakit faydası da yoktur.

Bazen bir doğru söz, yanlış zamanda söylendiği için kalbi yaralar. Bazen küçük bir kusur, çok tekrar edildiği için insanın bütün şahsiyetini örter. Hele şu sözlerden sakınınız:

"Sen zaten böylesin."
"Sen hiçbir zaman düzelmezsin."
"Sen hep aynısını yapıyorsun."

Çünkü bunlar fiili tenkit etmekten çıkar, şahsiyeti mahkûm etmeye döner.

Halbuki insan kusurundan büyüktür.

Öyle ise: kusuru gör, fakat insanı kusurdan ibaret görme. Yanlışı düzelt, fakat izzetini kırma. Nasihat et, fakat tahkir etme. Ve kendine sor: "Bu sözüm tamir mi edecek, yoksa yalnız nefsimin öfkesini mi boşaltacak?"

Haklı Çıkmak Değil, Hakkı Bulmak

Haklı çıkmayı değil, hakkı bulmayı esas tutunuz.

Ey münakaşa eden zevc ve zevce! Ey evlâdıyla mücadele eden valideyn!

Biliniz ki aile içindeki pek çok münakaşanın zahirî sebebi bir mesele, hakikî sebebi ise enaniyettir. İnsan bazen meseleyi çözmek için konuşmaya başlar; sonra farkında olmadan kendi izzet-i nefsini müdafaa etmeye başlar.

Artık mesele "Doğru nedir?" olmaktan çıkar; "Kim haklı?" meselesine döner. İşte o anda iki taraf da kaybedebilir.

  • Çünkü sen haklı çıksan, zevcini kaybetmişsen ne kazandın?
  • Çocuğunu susturdun, fakat kalbini kapattıysan ne kazandın?
  • Sözünü kabul ettirdin, fakat aradaki emniyeti sarstıysan zaferin nedir?

Bazen aile hayatında en büyük galibiyet, "Bu meselede sen haklıymışsın." diyebilmektir. Ve bazen en büyük kuvvet, "Ben burada hata ettim, beni affet." sözüdür.

Hareketten Evvel Hâli Anla

Aile ferdinin zahirî hareketinden evvel, onun hâlini ve derdini anlamaya çalışınız.

Ey çocuğuna "inatçı", zevcine "ilgisiz", kardeşine "bencil" demeye hazırlanan insan!

Biraz dur ve düşün: Acaba gördüğün hareketin altında başka bir hâl olabilir mi?

  • Belki öfkenin altında korku vardır.
  • Belki tembelliğin altında ümitsizlik vardır.
  • Belki suskunluğun altında kırgınlık vardır.
  • Belki itirazın altında anlaşılma ihtiyacı vardır.
  • Belki uzaklaşmanın altında incinmiş bir kalp vardır.

Öyle ise hüküm vermeden evvel sual et. "Niçin böylesin?" demekten ziyade, "Sana ne oldu?" demeyi öğren. Çünkü birincisi insanı müdafaaya, ikincisi ise konuşmaya davet eder.

Evlât, Emanet Edilen Bir Şahsiyet

Evlâtlarınızı kendinizin birer sureti değil, Cenâb-ı Hakk'ın size emanet ettiği ayrı birer şahsiyet olarak görünüz.

Ey anne ve baba!

Evlâdını sevmek başka, onu kendi nefsinin devamı yapmak başkadır. Sen onun için hayır istersin. Bu güzeldir. Fakat bazen kendi arzunu onun hayrı zannedebilirsin.

  • Kendi mesleğini ona münasip görürsün.
  • Kendi mizacını onda görmek istersin.
  • Kendi muvaffak olamadığın yerde onun muvaffak olmasını arzu edersin.
  • Hatta kendi itibarını onun muvaffakiyetine bağlayabilirsin.

İşte burada dikkat et. Evlâdın senin malın değildir.

Sen onun mâliki değil, emanetçisisin.

Vazifen onun adına bütün yolları tayin etmek değil; hak ile bâtılı ayırabilecek bir vicdan, doğruyu araştırabilecek bir akıl, iyiyi tercih edebilecek bir irade ve hayatın yükünü taşıyabilecek bir şahsiyet kazanmasına yardım etmektir.

Çünkü iyi terbiye, çocuğu ebediyen anne-babaya muhtaç bırakmak değil; bir gün onlar olmadan da doğruyu seçebilecek hale getirmektir.

İttifak, Aynılaşmak Değildir

İttifakı, aynılaşmak zannetmeyiniz.

Ey aile efradı!

Aynı hanede bulunmanız, aynı mizaca sahip olmanızı gerektirmez.

  • Biriniz sükûtu sever, diğeriniz sohbeti.
  • Biriniz tertipli, diğeriniz daha serbest olabilir.
  • Biriniz ilme, diğeriniz sanata; biriniz iç dünyaya, diğeriniz dış dünyaya meyyal olabilir.

Bunları ihtilâf sebebi değil, yaratılıştaki tenevvü olarak görünüz. Çünkü ittifak, herkesin aynı olması değildir.

İttifak, farklılıkların muhabbeti bozmamasıdır.

Hatta hakikî aile birliği, ancak farklı fertlerin birbirlerine yaşayacak yer bırakmalarıyla meydana gelir.

Görünmeyen Hizmetleri Küçük Görme

Hizmet-i ailede görünmeyen amelleri küçük görmeyiniz.

  • Bir yemek hazırlamak…
  • Bir odayı toplamak…
  • Çocuğu bir yere götürmek…
  • Yorgun bir zevci dinlemek…
  • Bozulan bir şeyi tamir etmek…
  • Herkes uyuduktan sonra mutfağı düzeltmek…
  • Bir hastanın başında beklemek…

Bunlar küçük görünür. Fakat aile hayatı ekseriyetle böyle küçük hizmetlerin üzerinde durur.

Şeytan ve nefis insana kendi hizmetini büyük, başkasının hizmetini küçük gösterir. Sen bunun aksini yap: kendi hizmetini küçük, başkasının hizmetini büyük görmeye çalış.

Ve teşekkür etmekten çekinme. Çünkü teşekkür nimeti artırdığı gibi, ailede muhabbeti de ziyadeleştirir.

Fedakârlık ile Şahsiyeti Karıştırma

Fedakârlık ile şahsiyetin muhafazasını birbirine karıştırmayınız.

  • İhlâs kendini yok etmek değildir.
  • Sabır zulme razı olmak değildir.
  • Fedakârlık bir ferdin daima ezilmesi değildir.

Aile birliği namına bir insanın şahsiyetini iptal etmek, hakikî birlik değildir. Şunlar zahiren sükûnet meydana getirse de hakikî ihlâs değildir:

  • Bir annenin bütün ömrünü tüketip herkese hizmeti tabiî görmesi;
  • bir babanın bütün yükleri tek başına taşıyıp içten içe yalnızlaşması;
  • bir çocuğun diğer kardeşler uğruna daima geri bırakılması;
  • bir eşin "huzur bozulmasın" diye daima susması.

Hakikî ihlâs: nefsin tahakkümünden vazgeçmek, fakat Allah'ın insana verdiği izzet ve şahsiyeti de muhafaza etmektir.

Hâne, Bir Terbiye Mektebidir

Hânenizi kusursuz insanların bulunduğu bir yer değil, kusurların terbiye edildiği bir mektep biliniz.

Ey aile efradı!

Siz birbirinizin en güzel hallerini gördüğünüz gibi en zayıf hallerini de göreceksiniz: yorgunluğunu, öfkesini, korkusunu, haset damarını, inadını, bencilliğini, acziyetini.

İşte aile hayatının büyük sırrı burada gizlidir. Birbirinizin kusurlarını görmek sizi birbirinizden uzaklaştırmak için değil, belki birbirinizin terbiyesine yardımcı olmak ve kendi nefsinizi tanımak için bir vesile olabilir.

  • Çocuğunun öfkesi senin sabrını imtihan eder.
  • Zevcinin farklılığı senin tahakküm arzunu sana gösterir.
  • Kardeşinin muvaffakiyeti hasedini ortaya çıkarabilir.
  • Takdir görmemek ihlâsını imtihan eder.
  • Haksızlığa uğradığını düşünmek adalet ile enaniyet arasındaki farkı sana öğretir.

Öyle ise aile hayatındaki her sıkıntıda yalnız "Onun problemi nedir?" diye sorma. Bir de "Bu hâdise benim nefsimde neyi ortaya çıkardı?" diye sor.

Bir Mesken Değil, Bir Muhabbet Medresesi

Ey bu hanenin fertleri!

  • Birbirinizin kusurunu araştırmakta değil, kemâline yardım etmekte yarışınız.
  • Birbirinizin muvaffakiyetinden korkmayınız. Biriniz yükseldiğinde diğeriniz küçülmez; birinizin meziyeti hepinizin servetidir.
  • Yaptığınız iyilikleri birbirinizin başına kakmayınız. Geçmiş fedakârlıkları bugünkü münakaşaların silahı yapmayınız.
  • Birbirinizi hatalarınızla isimlendirmeyiniz. Haklı çıkmak uğruna kalp kırmayınız.
  • Farklılıkları düşmanlık sebebi yapmayınız.
  • Evlâtlarınızı kendi suretinize çevirmeye değil, kendi istidatlarının kemâline ulaştırmaya çalışınız.

Ve biliniz ki: bir aileyi kuvvetli yapan, fertlerinin kusursuz olması değildir. Belki birbirlerinin kusurları karşısında merhameti, meziyetleri karşısında hasetsizliği, ihtilâfları karşısında adaleti, hizmetleri karşısında ihlâsı ve farklılıkları karşısında hürmeti muhafaza edebilmeleridir.

Eğer bir hanede herkes "Benim hakkım nedir?" sualinden evvel zaman zaman "Ben bu hanenin saadetine ne katıyorum?" diye sorabilirse; ve bununla beraber "Bu aile ferdinin Allah vergisi şahsiyetinin inkişafına nasıl yardımcı olabilirim?" diye düşünebilirse; o hâne yalnız bir mesken olmaz.

Bir mekteb-i terbiye, bir daire-i uhuvvet, bir medrese-i muhabbet ve küçük bir şirket-i mâneviye hükmüne geçebilir.

Ve belki ailede ihlâsın en câmi düsturu şudur:

En Câmi Düstur

Kendin için sevilmeyi istediğin kadar sevmeye; anlaşılmayı istediğin kadar anlamaya; kusurunun affını istediğin kadar affetmeye; kendi istidadının inkişafını istediğin kadar aile fertlerinin inkişafına hizmet etmeye çalış.

Çünkü hâne-i saadetin esası, bir ferdin diğerlerine hâkim olması değil; her ferdin diğerinin hayrına samimiyetle hizmet edebilmesidir.